islamdag beldesi ve cevresi-dini bilgiler

13/6/2007 - ZİKRE DAHİL OLAN ŞEYLER

ZİKRE DAHİL OLAN ŞEYLER

      

Birbirini Allah İçin Sevip O’nu Zikretmek Üzere Biraraya Gelenlerin Herkesin Gıpta Edeceği Bir Şekilde Haşredilmesi

      

- Hz. Peygamber bir mecliste

“Yemin ederim ki Allah Teâlâ, kıyamet gününde peygamber ve şehitlerin dışında bir grubu yüzlerinde bir nur olduğu halde inciden yapılmış minberler üzerine oturtur ki bütün mahşer halkı onlara gıbta eder” buyurdular. Bunun üzerine orada bulunanlardan bir göçebe dizleri üzerine kalkarak

“Ey Allah’ın Rasûlü! Vasıflarını söyleyin de onları biz de tanıyalım!” dedi. Hz. Peygamber şunları söylediler:

“Değişik kabilelerden ve memleketlerden oldukları halde birbirlerini Allah için seven ve Allah’ı anmak üzere biraraya gelerek O’nu zikredenlerdir”.

- Hz. Peygamber bir keresinde

“Rahman’ın sağında (O’nun her iki tarafı da sağdır) öyle kimseler vardır ki Peygamber ve şehit olmadıkları halde yüzlerinin beyazlığı bakanların gözlerini kamaştırır. Peygamber ve şehitler onların oturdukları yere ve Allah’a yakın olmalarına gıpta ederler” buyurdular.

“Ey Allah’ın Rasûlü! Onlar kimlerdir?” diye sorulduğunda da şunları söylediler:

“Onlar çeşitli kabilelerden Allah’ı anmak üzere biraraya gelip de tıpkı hurma yiyen bir kişinin iyilerini seçişi gibi sözün en güzellerini seven kişilerdir.”[1]


 

[1] Bu ve bundan önceki hadis: Terğib III/66 (Sırasıyla: Taberani, Ebi’d-Derdâ’dan; Yine Taberâni Amr b. Abese’den); Heysemî X/77 (İkincisini).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/63.

 

Hz. Peygamber’in, Cahiliyedeki Sapıklıklarından ve Allah’ın Vermiş Olduğu Hidayetten Bahseden Sahabilerini Takdirle Karşılamaları

      

- Bir gün sahabiler bir yerde kendi aralarında konuşurlarken Hz. Peygamber de oraya geldiler ve onlara ne konuştuklarını sordular. Sahabiler

“Cahiliye döneminde içinde bulunduğumuz sapıklıktan ve Allah Teâlâ’nın bizlere ihsan eylemiş olduğu hidayetten bahsediyorduk” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber

“İyi etmişsiniz. İşte böyle olunuz ve bunu yapmayı sürdürünüz” buyurdular.[1]


 

[1] Heysemi X/80 (Taberani, Evsat’ında Enes b. Mâlik’ten).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/63-64.

 

 

      

İbn Abbas’la Âişe Vâlidemizin Hz. Ömer’in Anılmasını Tavsiye Etmeleri

      

- İbn Abbas (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Ömer’i çok anınız. Çünkü o anıldığı zaman adalet, adalet anıldığı zaman da Allah anılmış olur.”[1]

- Âişe vâlidemiz şöyle buyurmuştur: “Meclislerinizi Hz. Peygamber’e salât u selam getirmekle ve bir de Ömer b. El-Hattâb’ı anmakla süsleyiniz.”[2]


 

[1] Müntehab IV/391 (İbn Asâkir’den).

[2] Müntehab IV/394 (İbn Asâkir’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/64.

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/6/2007 - ZİKRİN HAKİKATI ve FAYDALARI

Hz. Peygamber’in “Görüldüklerinde Allah’ın Hatırlandığı, Kişiler O’nun Velileridir” Buyurmaları

      

- Bir kişi Hz. Peygamber’e

“Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın velileri kimlerdir?” diye sordu. Hz. Peygamber şöyle cevap verdiler:

“Gördüklerinde insana Allah Teâlâ’yı hatırlatan kimselerdir.”[1]


 

[1] Heysemî X/78 (Bezzar, ibnu Abbas’tan).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/65.

 

Hz. Peygamber’in Hanzale ve Ebu Hüreyre’ye “Yanımda Bulunduğunuz Zamanki Halinizi Koruyabilmiş Olsaydınız Melekler Sizinle Musafaha Ederdi” Buyurmaları

      

- Hz. Peygamber’in kâtiplerinden Hanzaletü’l-Üseydî şöyle anlatıyor: Yanında oturmakta olduğumuz bir gün Hz. Peygamber bizlere cennet ve cehennemden bahsettiler. Öyle ki bunları adeta gözlerimizle gördük. Ancak oradan ayrılıp da evimize, çoluk çocuğumuzun yanına gittiğimizde yine eskisi gibi gülüp oynamaya başladık. Bunun Üzerine Hz. Peygamber’e giderek durumu anlattım. Bana şöyle buyurdular:

“Ey Hanzale Eğer çoluk çocuğunuzun yanında da benim yanımda olduğunuz gibi olabilseydiniz melekler yolda giderken ya da yataklarınızda sizinle musafaha ederlerdi.”[1]

- Hz. Peygamber’e

“Ey Allah’ın Rasûlü’ Senin yanında bulunduğumuz zamanlarda kalblerimiz inceliyor; dünya gözümüze görünmüyor, yalnızca âhireti düşünüyoruz” dedim. Hz. Peygamber şöyle buyurdular:

“Eğer benim yanımda iken içinde bulunduğunuz hâli devam ettirebilseydiniz melekler sizi ziyaret eder ve ellerinizi sıkarlardı Eğer siz hiç günah işlememiş olsaydınız. Allah Teâlâ sizin yerinize göklere ulaşacak kadar günah işleyip de bağışlanma dileyecek ve kendisinin de onları perva etmeksizin bağışlayacağı bir kavim getirirdi.”[2]


 

[1] Kenz I/100 (Hasan b. Süfyan ve Ebu Nuaym’dan. Tayalisî ve Ebu Nuaym’da bulunan bir başka rivayette de “Benim yanımdaki halinizi devam ettirebilseydiniz melekler size kanatlarıyla gölgelik yaparlardı” diye geçmektedir). Bu hadis daha önce de “Cennet ve Cehenneme İman” bahsinde geçmişti).

[2] Kenz I/101 (İbnü’n-Neccar’dan).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/65-66.

 

 

 

Hz. Peygamber’in Hanzale ve Ebu Hüreyre’ye “Yanımda Bulunduğunuz Zamanki Halinizi Koruyabilmiş Olsaydınız Melekler Sizinle Musafaha Ederdi” Buyurmaları

      

- Hz. Peygamber’in kâtiplerinden Hanzaletü’l-Üseydî şöyle anlatıyor: Yanında oturmakta olduğumuz bir gün Hz. Peygamber bizlere cennet ve cehennemden bahsettiler. Öyle ki bunları adeta gözlerimizle gördük. Ancak oradan ayrılıp da evimize, çoluk çocuğumuzun yanına gittiğimizde yine eskisi gibi gülüp oynamaya başladık. Bunun Üzerine Hz. Peygamber’e giderek durumu anlattım. Bana şöyle buyurdular:

“Ey Hanzale Eğer çoluk çocuğunuzun yanında da benim yanımda olduğunuz gibi olabilseydiniz melekler yolda giderken ya da yataklarınızda sizinle musafaha ederlerdi.”[1]

- Hz. Peygamber’e

“Ey Allah’ın Rasûlü’ Senin yanında bulunduğumuz zamanlarda kalblerimiz inceliyor; dünya gözümüze görünmüyor, yalnızca âhireti düşünüyoruz” dedim. Hz. Peygamber şöyle buyurdular:

“Eğer benim yanımda iken içinde bulunduğunuz hâli devam ettirebilseydiniz melekler sizi ziyaret eder ve ellerinizi sıkarlardı Eğer siz hiç günah işlememiş olsaydınız. Allah Teâlâ sizin yerinize göklere ulaşacak kadar günah işleyip de bağışlanma dileyecek ve kendisinin de onları perva etmeksizin bağışlayacağı bir kavim getirirdi.”[2]


 

[1] Kenz I/100 (Hasan b. Süfyan ve Ebu Nuaym’dan. Tayalisî ve Ebu Nuaym’da bulunan bir başka rivayette de “Benim yanımdaki halinizi devam ettirebilseydiniz melekler size kanatlarıyla gölgelik yaparlardı” diye geçmektedir). Bu hadis daha önce de “Cennet ve Cehenneme İman” bahsinde geçmişti).

[2] Kenz I/101 (İbnü’n-Neccar’dan).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/65-66.

 

 

İbn Ömer’in, Kâbe’yi Tavaf Ederken Allah Teâlâ’yı Gözleriyle Görür Gibi Olması

      

- Urve b. Zübeyr şöyle anlatıyor: Birlikte tavaf yaptığımız bir sırada Abdullah b. Ömer’den kızını istedim. Sükut ederek bir kelime ile olsun Cevap vermedi. Bunun üzerine kendi kendime

“Eğer İbn Ömer bu işe razı olsaydı bana cevap verirdi .Allah’a yemin ederim ki artık ona bu hususta hiç birşey söylemeyeceğim” dedim. Haç bittiğinde İbn Ömer benden önce Medine’ye döndü. Daha sonra ben de Medine’ye döndüm. Hz. Peygamber’in mescidine girdiğimde onun da orada olduğunu gördüm. Yanına vararak Selam verdim ve kendisine layık olduğu şekilde saygı gösterdim. Çok sevindi ve bana

“Ne zaman geldin?” diye sordu.

“Yeni geldim” dedim. Bunun üzerine şöyle dedi:

 “Tavaf yaptığımız sırada benden kızımı istedin. Bu isteğini başka bir yerde de söyleyebilirdin. Çünkü o sırada Allah Teâlâ’yı gözlerimizle görür gibi oluyorduk”. Ben de

“Böyle takdir edilmiş?” dedim.

“Hâlâ aynı fikirde misin?” diye sorduğunda da

“Evet, hatta eskisinden daha çok istiyorum” dedim. O zaman oğulları Sâlim ve Abdullah’ı çağırarak onların yanında kızını bana verdiğini söyledi.[1]


 

[1] Ebu Nuaym, Hilye I/309; İbn Sa’d IV/167 (Bazı fazlalıklarla Nâfi’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/66.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/6/2007 - Hz. Peygamber’in Gizli Zikrin Faziletini Haber Vermeleri

19. FASIL: ZİKRİN GİZLİ YA DA SESLI OLARAK YAPILMASI

      

 

      

- Hz. Peygamber misvakla kılınan namazı diğer namazlardan yetmiş kat üstün görürlerdi. Gizli olarak yapılan zikirler hakkında da şunları söylemişlerdir:

“Başkalarına duyurulmadan yapılan zikrin fazileti diğerlerinden yetmiş kat daha üstündür. Kıyamet gününde Allah Teâlâ hesaba çekmek üzere, mahlûkâtı biraraya getirdiğinde insanların amellerini yazan melekler de bu amellerin yazıldığı defterleri getirirler.” Hz. Peygamber meleklere

“Bakın bakalım, kulumun amellerinden unutulan ya da yazmadığınız birşey var mı?” diye sorar. Onların

“Ey Rabb’imiz! Gördüğümüz ve bildiğimiz bütün amelleri deftere kaydettik; hiç birşeyi atlamadık” demeleri üzerine de kişiye

“Ey kulum! Senin, benim katımda gizli bir amelin vardır ki onu sen de bilmiyorsun. Bu gizli olarak yapmış olduğun zikirlerdir ve bugün ben sana onların mükafaatını vereceğim” buyurur.[1]


 

[1] Heysemi X/81 (Ebu Ya’lâ, Hz. Aişe’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/67.

 

 

Hz. Peygamber’in Yüksek Sesle Zikir Yapan Bir Kişiyi Bizzat Defnetmeleri

      

- Câbir (r.a.) şöyle anlatıyor: Bir gün Medine mezarlığında (Bakî) bir ateşin yanmakta olduğunu görerek oraya gittik. Hz. Peygamber yeni açılan bir kabre girmişler orada bulunanlara “Cenazeyi bana uzatınız” diyorlardı. Onu ayakların gelmesi gereken taraftan Hz. Peygamber’e uzattılar. Sonradan bu kişinin yüksek sesle zikir yapan kimse olduğunu öğrendim.[1]

- Kendisine Zü’l-Becâdeyn denilen Abdullah, Müzeyne kabilesine mensup bir yetimdi. Amcasının yanında büyümüştü ve o kendisine birçok iyiliklerde bulunmuştu. Abdullah’ın müslüman olduğunu duyan amcası verdiği şeylerin hepsini geri aldı. Öyle ki üzerindeki elbiseyi dahi sıyırıp aldı. Abdullah çıplak olarak annesinin yanına geldi. Annesi çizgili bir entarisini ikiye bölerek bir parçasını onun göbekten aşağı kısmına diğerini ise yukarısına sardı. Sabahleyin Abdullah kalkıp Hz. Peygamber’in yanına gitti. Hz. Peygamber onu gördüklerinde

“Sen Zü’l-Becâdeyn (çizgili kumaştan iki parça elbise giyen) Abdullah’sın! Bundan böyle benim kapımdan ayrılma!” buyurdular. Böylece Abdullah ölünceye kadar Hz. Peygamberin yanından ayrılmadı. O daima yüksek sesle zikir yapardı. Bir gün Hz. Ömer onun hakkında

“Acaba riyakârlık mı yapıyor?” dedi. Hz. Peygamber de

“Hayır. O yanık kalble Allah’a yalvaran birisidir” buyurdular.

- İbn Mes’ud şunları anlatıyor: Tebük savaşında bir gece askerlerin bulunduğu tarafta bir ateşin yanmakta olduğunu gördüm. Oraya doğru yürüdüm. Vardığımda Hz. Peygamber, Ebubekir ve Ömer’in orada olduklarını gördüm. Ölen Abdullah Zü’l-Becâdeyn için mezar kazıyorlardı. Mezar hazır olduğunda Hz. Peygamber içine girerek Abdullah’ı bizzat kendi elleriyle oraya yerleştirdiler. Defin işi bittikten sonra Hz. Peygamber

“Ey Allah’ım Benim razı olduğum gibi sen de razı ol!” diye dua ettiler.[2]


 

[1] Cem’ül-Fevâid I/137 (Ebu Dâvud’dan); Ebu Nuaym, Hilye III/351 (Muhtasar olarak).

[2] İsâbe II/338 (İbn İshak, Muhammed b. İbrahim et-Teymî’den. Begavi de uzun bir şekilde rivayet etmiştir. İbn Mendeh, Sa’d b. es-Salt tarikiyle A’meş’ten, o Ebu Vâil’den, o da Abdullah b. Mes’ud’dan ve Kesir b. Abdillah b. Amr b. Avf tarikiyle Kesir’in babasından, o da kendi babasından benzer şekilde rivayet etmiştir. İmam Ahmed ve Cafer b. Muhammed el-Firyâbî, Kitâbu’z-Zikr’de Ukbe b. Âmir’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/67-68.

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/6/2007 - ALLAH’I ANARKEN TESBİH KULLANILMASI

 

 

      

Hz. Peygamber’in Hurma Çekirdekleriyle Tesbih Çektiğini Gördükleri Safiyye Vâlidemize Daha Hayırlı Bir Zikir Öğretmeleri

      

- Hz. Peygamber bir gün Safiyye vâlidemizin hücresine girdiklerinde onun önünde dörtbin tane hurma çekirdeği olduğunu gördü. Safiyye vâlidemiz bunlarla tesbih çekerdi. Hz, Peygamber ona

“Sana çektiğin bu tesbihlerden daha çok ve daha faziletli birşey öğreteyim mi?” dediler. Onun

“Evet!” demesi üzerine

“Sübhânallâhi adede halkıhî (Allah Teâlâ’yı mahlukları sayısınca tenzih eder ve yüceltirim)” de!” buyurdular.[1]


 

[1] Terğib III/99 (Tirmizi ve Hâkim, Safiyye validemizden. Hâkim’in rivayetinde Hz. Peygamber “Subhânallâhi adede mâ halaka min şey” (Ben Allah Teâla’yı yaratmış olduğu şeyler adedince tenzih eder ve yüceltirim) de!” buyurmuşlardır).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/69.

 

Ebu Safiyye’nin Çakıl Taşları ve Çekirdeklerle, Ebu Hüreyre’nin Düğüm Atılmış Bir İple ve Taşlarla, Sa’d’ ın da Yine Taşlarla Tesbih Çekmeleri

      

- Hz. Peygamber’in azatlılarından Ebu Safiyye’nin deriden bir yaygısı ve içi çakıl taşlarıyla dolu bir sepeti vardı. Bu taşları serdiği yaygının üzerine boşaltarak gündüzün yarısına kadar tesbih çeker ve sonra bunları kaldırırdı. Birinci namazı (öğle ve ikindi namazı) kıldıktan sonra akşama kadar aynı şekilde tesbih çekerdi.[1]

- Yunus b. Ubeyd’in annesi şöyle anlatıyor: Ben muhacirlerden Ebu Safiyye’nin çekirdeklerle tesbih çektiğini gördüm.[2]

- Ebu Hüreyre’nin üzerinde ikibin tane düğüm bulunan bir ipi vardı. O, bu düğümler sayısınca tesbih çekmeden yatıp uyumazdı.[3]

- Tufâve’li bir ihtiyar şöyle anlatıyor: Bir keresinde Medine-i Münevvere’de Ebu Hüreyre’nin evine misafir oldum. Hz. Peygamber’in sahabileri içinde ibadete ondan daha düşkün olan ve misafirine ondan daha iyi davranan birini görmedim. Yine bir keresinde onun yanındaydım. O bir sedir üzerine oturmuş ve önüne de içi taş veya çekirdeklerle dolu bir torba almıştı. Yerde ise siyah bir cariye oturuyordu. Ebu Hüreyre torbadaki çekirdek ya da taşlar bitinceye kadar tesbih çekti. Sonra da boşalan torbayı cariyeye verdi. O da onları toplayarak torbayı doldurdu ve Ebu Hüreyre’ye geri verdi.[4]

- Sa’d b. Ebî Vakkas (r.a.) çakıl taşlarıyla tesbih çekerdi.[5]


 

[1] Bidâye V/322 (Begavi’den).

[2] İsâbe IV/109 (Begavi, Yunus b. Ubeyd’den. Ayrıca Buhari’nin de rivayet ettiği kaydedilir); İbn Sa’d VII/60.

[3] Ebu Nuaym, Hilye I/383 (Ebu Hüreyre’den).

[4] Ebu Dâvud III/55 (Ebu Nadre’den)

[5] İbn Sa’d III/143 (Hakim b. ed-Deylemî’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/69-70.

 

İnsanın Allah’ı Temiz Olarak Zikretmesi ve İyiliklerin Karşılığının Katlanarak Verilmesi

       

- İbn Ömer (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Gücün yettiği sürece Allah Teâlâ’yı temiz olduğun halde zikret!.”[1]

- Ebu Hüreyre şunları söylemiştir:

“Duyduğuma göre bazı insanlar “Allah Teâlâ kuluna işlediği bir iyilik karşılığında bir milyon hasene verir” diyorlarmış. Halbuki ben Hz. Peygamber’in “Allah Teâlâ buna ikimilyon hasene verir” buyurduğunu işittim. “Şüphesiz ki Allah zerre ağırlığı kadar dahi zulmetmez. Eğer (zerre ağırlığı kadar bir) iyilik olursa, Allah onu (n sevabını) kat kat artırır ve ayrıca kendi katından büyük bir ecir verir” (Nisa: 4/40). Dikkat edilirse Allah Teâlâ bu âyet-i kerimede “büyük bir ecir” demektedir. Allah’ın büyük dediği birşeyi kim bir-iki milyonla ya da başka bir sayıyla takdir edebilir”.

- Ebu Osman en-Nehdî şöyle anlatıyor: Ebu Hüreyre’ye giderek

“Duyduğuma göre sen “Bir iyiliğe karşılık bir milyon hasene verilir” diyormuşsun” dedim. Bunun üzerine o şöyle dedi:

“Sen buna şaşıyor musun? Allah’a yemin ederim ki ben Hz. Peygamber’in ‘Bir iyilik için ikimilyon hasene yazılır’ buyurduğunu duydum.”[2]

 

 


 

[1] Kenz I/209 (İbn Cerir’den).

[2] Bu ve bundan önceki hadis: Heysemî X/145 (İmam Ahmed iki senetle Ebu Osman en-Nehdî’den. Ayrıca Bezzar da benzer şekilde rivayet etmiştir).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/70.

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/6/2007 - Hz. Peygamber’le Sahabileri Hangi Durumlarda Ve Zamanlarda Ve Nasıl Dua Ederlerdi?

      

 

      

Hz. Peygamber’in Bazı Sahabilerine Dua Âdâbını Öğretmeleri

      

- Hz. Peygamber yanından geçerken

“Ey Rabb’im! Senden sabır istiyorum” diye dua eden bir kişiye

“Sen Allah’tan bela istemiş oldun; bunun yerine O’ndan sağlık ve âfiyet dile” buyurdular. Başka bir gün de bir adamın

“Rabb’im! Senden nimetin tamamını istiyorum!” dediğini duydular. Bunun üzerine ona

“Ey insanoğlul Sen nimetin tamamının ne olduğunu biliyor musun?” diye sordular. Adam

“Hayır bilmiyorum ey Allah’ın Rasûlü! Fakat ben bununla hayır taleb ediyorum” deyince de

“Nimetin tamamı, ateşten (cehennemden) kurtularak cennete girmektir” buyurdular. Adamın birinin

“Ey celal ve ikram sahibi olan Allah’ım!” diye dua etmekte olduğunu işittiklerinde ise ona

“Senin duan kabul olacaktır. Allah’tan dilediğini iste!” buyurdular.[1]


 

[1] Kenz I/292 (İbn Ebî Şeybe, Muaz b. Cebel’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/73.

 

 

Hz. Peygamber’in Âhirette Verilecek Cezanın Bu Dünyada Verilmesini İsteyen Bir Kişiye Dünyada ve Ahirette Güzellik İstemesini Tavsiye Etmeleri

       

- Hz. Peygamber bir gün hastalıklardan dolayı tüyleri yolunmuş kuş yavrusuna dönen bir kişinin ziyaretine gittiler ve ona

“Sen Allah’a nasıl dua ediyorsun?” diye sordular. Adam

“Ben ‘Ey Allah’ım! Bana ahirette verilecek cezaları bu dünyada ver ve oraya birşey bırakma!” diye dua ederim” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber

“Niçin “Allâhümme âtina fi’d-dünya haseneten ve fi’l- âhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr (Ey Allah’ım! Bize dünyada da bir güzellik (nimet), âhirette de bir güzellik ver! Ve bizi ateşin azabından koru!)” diye dua etmedin?” buyurdular. Hz. Peygamber’in bu sözleri üzerine adam bu şekilde dua etti. Allah da ona şifa verdi.[1]


 

[1] Kenz I/290 (İbn Ebî Şeybe, Enes b. Mâlik’ten. Hadisi İbnü’n-Neccar de benzer şekilde rivayet edilmiştir.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/73.

 

 

Hz. Peygamber’in Dua Ettiklerinde Önce Kendilerinden Başlamaları ve Secili Dualardan Kaçınmaları

      

- Hz. Peygamber dualarına kendi nefislerinden başlarlardı. Bir gün Musa (a.s.) ile salih kul arasında geçen hadiseden bahisle

“Allah’ın rahmeti bizim ve Musa’ nın üzerinize olsun. Eğer o sabretmiş olsaydı daha ne acayip şeyler görecekti” buyurdular. Sonra da “(Musa) ‘Eğer bundan sonra sana birşey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme. (O takdirde) benim tarafımdan (benimle arkadaşlık etmemen için) sana bir özür ulaşmıştır’ dedi” (Kehf: 18/76) mealindeki âyet-i kerimeyi okudular ve bunu yaparken de “uzren (özür)” kelimesini uzattılar.[1]

- Âişe vâlidemiz Medine vaizi İbn Ebi’s-Sâib’e “Sakın dua ederken seci yapma. Çünkü Hz. Peygamber ve sahabileri asla böyle yapmazlardı” demişti.”[2]


 

[1] Kenz I/290 (İbn Ebî Şeybe, İmam Ahmed, Ebu Dâvud ve başkaları Übeyy b. Ka’b’dan. Hadisi Tirmizi de benzer şekilde rivayet etmiştir); Mecma’ X/152 (Taberani, Ebu Eyyüb el-Ensâri’den).

[2] Kenz I/292 (İbn Ebi Şeybe, Şa’bi’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/74.

 

 

Hz. Ömer’in Bir Kişiye Dua Âdâbını Öğretmesi ve İbn Mes’ud’un Seher Vaktinde Dua Etmeleri

      

- Hz. Ömer bir gün adamın birinin fitneden Allah’a sığındığını duydu. Bunun üzerine ona

“Ben senin bu duandan Rabb’ine sığınıyorum. Sen Allah Teâlâ’ya sana mal ve çoluk-çocuk vermemesi için mi dua ediyorsun?” dedi. Bir başka rivâyette ise şunları söylemiştir: “Sen Allah’ın sana mal ve çocuklar vermesini istemiyor musun? Fitneden Allah’a sığınmak istediğinizde onun insanı sapıklığa ve kötü yola sevkedenlerinden sığınınız!.”[1]

- Muhârib b. Disâr’in amcası şöyle anlatıyor: Bir gün seher vaktinde Abduhlah b. Mes’ud’un evinin yanından geçiyordum. Onun şöyle dua ettiğini duydum.

“Ey Allah’ım! Beni çağırdın, bunun için dergahına geldim. Emrettin, sana itaat ettim. Şu seher vaktinde günahlarımı bağışla!”. Daha sonra kendisiyle karşılaştığımda ona

“Seher vaktinde söylediklerini işittim” dedim. Bunun üzerine o

“Yakub (a.s.) da “Bize af talebinde bulun!” diyen çocuklarının bu isteğini seher vaktinde yerine getirmişti” dedi.[2]


 

[1] Kenz I/289 (İbn Şeybe ve Ebu Ubeyd’den).

[2] Heysemi X/155 (Taberani, Muharib b. Disar’dan). İbn Mes’ud’un bahsettiği olay Yusuf Sûresi’nin 97-98. âyetlerinde anlatılmaktadır: “Yâkub’un oğullar) “Ey babacığım! Bizim için (Allah’tan) günahlarımızın affını dile!” dediler. O (Yakub) da ‘Sizin için Rabb’imden af dileceğim’ dedi”.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/74-75.

 

 

 

Hz. Peygamber’in Dua Ederlerken Ellerini Kaldırmaları ve Duadan Sonra da Yüzlerine Sürmeleri

      

- Hz. Peygamber dua ederlerken ellerini kaldırırlar; duadan sonra da bunları yüzlerine sürerlerdi.

- Hz. Peygamber dua için ellerini kaldırdıklarında onları, yüzlerine sürmeden indirmezlerdi.

- Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’i Ahcâru’z-Zeyt’te ellerinin iç kısmıyla dua ederlerken gördüm. Duayı bitirdikten sonra ellerini mübarek yüzlerine sürdüler.[1]

- Hz. Âişe şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber dua ederlerken ellerini kaldırırlardı. Elleri havada o kadar çok kalırdı ki ben usanırdım.[2]

- Hz. Peygamber ellerini havaya kaldırarak şöyle dua ederlerdi: “Ey Allah’ım! Ben ancak bir beşerim. Bunun için de herhangi bir kişiye kötü söylemişsem ya da birini incitmişsem bundan dolayı beni azaba duçar eyleme!”[3]

- Âişe vâlidemiz şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’in ellerini kaldırarak şöyle dua ettiklerini duydum: “Ben ancak bir beşerim. Herhangi bir mü’mini incitmiş veya onlardan birine kötü bir söz söylemişsem beni bu yüzden cezalandırma!”[4]


 

[1] Bu ve bundan önceki iki hadis: Kenz I/289 (İlk ikisi: Hâkim, Hz. Ömer’den. Üçüncüsü: Abdulğani, İzâh’ul-İşkâl adlı eserinde).

[2] Heysemî X/168 (İmam Ahmed’den).

[3] Kenz I/291 (Abdurrezzak, Hz. Aişe’den bir önceki hadis’e ek olarak).

[4] Buhari, el-Edebü’l-Müfred s. 90.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/75.

 

 

Hz. Peygamber’in Düşmana Beddua Ettikten Sonra Ellerini Yüzlerine Sürmeleri

      

- Hz. Peygamber, Medine’yi kuşatan müşrikler tarafından taş üstünde taş bırakmamacasına tahrip edilmiş, müslüman göçebelerden bir kabilenin yurdundan geçerken ellerini mübarek yüzlerine doğru kaldırarak onlara beddua ettiler. Bu sırada göçebelerden birisi

“Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü! Ellerini uzat!” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber ellerini mübarek yüzlerinin yanına doğru uzattılar fakat yukarı kaldırmadılar.[1]

- Ebu Nuaym Vehb söyle diyor: “Ben İbn Ömer’le İbn Zübeyr’in dua ettiklerini ve duadan sonra ellerinin iç tarafını yüzlerine sürdüklerini gördüm”[2]


 

[1] Kenz I/291 (Abdurrezzak, Urve’den).

[2] Buhari, el-Edebü’l-Müfred s.  90.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/76.

 

2. FASIL: CEMAAT HALİNDE VE YÜKSEK SESLE DUA EDİLMESİ VE SONUNDA DA ÂMİN DENİLMESİ

      

Hz. Peygamber’in, Sahabilerinden Bazı Kimselerin Dualarına Âmin Demeleri

      

- Bir kişi Zeyd b. Sâbit’e gelerek birşey sordu. Bunun üzerine Zeyd adama şunları söyledi:

“Ebu Hüreyre’ye git! Çünkü bir gün ben, Ebu Hüreyre ve bir de falan adam mescitte oturmuş Rabb’imizi anarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve bizimle birlikte oturdular. Bunun üzerine biz uzun bir süre sustuk. Nihayet Hz. Peygamber

“Ben geldiğimde ne söylüyorsanız ona devam ediniz!” buyurdular. Arkadaşımla ben Ebu Hüreyre’den Önce davranarak dualarımızı tekrarladık. Hz. Peygamber de

“Amin!” dediler, Bizden sonra da Ebu Hüreyre

“Rabb’im! Senden, arkadaşlarımın istediklerini ve bir de unutulmayan bir ilim isterim” dedi. Hz. Peygamber onun duasına da

 

“Âmin!” dediler. Ebu Hüreyre’nin duasını işittiğimizde

“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz de Allah’tan unutulmayan bir ilim isteriz!” dedik. O zaman Hz. Peygamber

“Bu konuda Devs kabilesinden olan şu genç (Ebu Hüreyre) sizi geçti” buyurdular.[1]


 

[1] Heysemi IX/361 (Taberani, Evsat’ında Kays el-Medeni’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/77.

 

 

Hz. Ömer’in Halktan Duasına Amin Demelerini İstemesi ve Kıtlık Senesinde Dua Etmesi

      

- Hz. Ömer bir gün etrafındakilere

“Ben bir dua edeceğim. siz de “Âmin!” diyeceksiniz!” dedi ve sonra da şöyle dua etti: “Rabb’im! Zayıfım, beni kuvvetlendir! Katı kalbliyim, kalbimi yumuşat! Allah’ım! Cimriyim, beni cömert kıl!”[1]

- Said b. Yezîd şöyle anlatıyor: Kıtlık senesinde bir sabah Hz. Ömer’i gördüm. Eski-püskü elbiseler içerisinde sırtında ancak dizlerine gelebilen bir aba olduğu halde Allah’a yalvarıyordu. Yüksek sesle bağışlanma (istiğfar) dileniyor, gözlerinden mübarek yanakları üzerine devamlı surette yaşlar dökülüyordu. Sağında da Hz. Peygamber’in amcası Abbas (r.a.) oturuyordu. Hz. Ömer daha sonra kıbleye döndü ve ellerini kaldırarak dua etmeye başladı. Halk da onunla birlikte dua ediyorlardı. Birara Abbas (r.a.)’ın elinden tutarak

“Ey Allah’ım! Biz Hz. Peygamber’in amcasını şefaatçı kılıyoruz” dedi. Abbas (r.a.) da uzun bir süre onun yanında ayakta durarak gözlerinden yaşlar boşandığı halde dua etti.[2]


 

[1] İbn Sa’d III/275 (Câmi’ b.Şeddad’dan, o da bir yakınından).

[2] İbn Sa’d III/321.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/77-78.

 

Enes b. Mâlik’in Kendisinden Dua İsteyen Halk İçin Dua Etmesi

      

- Basra yakınlarındaki Zâdiye denilen yerde bulunduğu sırada halk Enes b. Mâlik’ten kendilerine dua etmesini istediler. O da şu duayı yaptı:

“Ey Rabb’im! Bizleri bağışla! Bize merhamet eyle! Bize hem dünyada ve hem de âhirette bir hasene (nimet) ver! Bizleri ateş azabından koru!”. Halkın daha fazla dua etmesini istediğinde de yine aynı duayı tekrarlayarak

“Bu dua kabul olunursa Allah Teâlâ size dünya ve ahiret hayrı vermiş demektir” dedi.[1]


 

[1] Buhari, el-Edebü’l-Müfred s. 93 (Abdullah b. Rumi’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/81.

 

 

Hz. Peygamber’in Ehl-i Beytlerine Dua Etmeleri

      

- Hz. Peygamber bir gün kızı Hz. Fâtımâ’ya

“Git, kocanı ve iki oğlunu bana getir!” buyurdular. Hz. Fâtımâ gidip getirdiğinde, Hz. Peygamber Hayber ganimetlerinden olan abalarını çıkararak onların üzerine atıp şöyle dua ettiler:

“Ey Rabb’im! Bunlar Muhammed’in ehl-i beytidirler. İbrahim’in ehl-i beyt-i üzerine indirdiğin gibi Muhammed’in ehl-i beytinin üzerine de salevât ve bereketlerini indir. Muhakkak ki sen çok övülen yüce bir zatsın”[1]

- Ebu Ammar şöyle anlatıyor: Vasile b. Eska’ın yanında oturuyordum. Bir ara Hz. Ali’den söz açıldı. Bunun üzerine orada bulunanlar Hz. Ali’ye küfrettiler. Onlar kalkıp gittikten sonra Vasile bana

“Otur da onların küfrettikleri zat hakkında sana birşeyler anlatayım” diyerek şunları söyledi: “Bir gün Hz. Peygamber’in yanında oturuyordum. O sırada Hz. Ali, Fâtımâ, Hasan ve Hüseyin de oraya geldiler. Hz. Peygamber abalarını çıkarıp onların üzerine atarak

“Rabb’im! Bunlar benim ehl-i beytimdir (ev halkımdır). Sen bunlardan kusurları gidererek kendilerini tertemiz yap!” diye dua ettiler. O zaman

“Ey Allah’ın Rasûlü! Ben de onlardan mıyım?” diye sordum.

“Evet sen de onlardansın” buyurdular. Allah’a yemin ederim ki amellerim içerisinde kendisine en çok güvendiğim Hz. Peygamber’in bu müjdeleridir.”[2]

- Hz. Ali şöyle anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber’in huzuruna girdiğimde hanımım Fâtımâ ile oğullarım Hasan’la Hüseyin’in bir sergi üzerinde oturmakta olduklarını gördüm. Hz. Peygamber beni de onların yanına oturttular. Sonra da serginin uçlarını üzerimize atıp bağlayarak “Ey Rabb’im! Benim razı olduğum gibi sen de bunlardan razı ol!” buyurdular.[3]


 

[1] Heysemi IX/166 (Ebu Ya’lâ, Ümmü Seleme valimizden. Tirmizi de bu hadisi sadece selavat kelimesini zikrederek rivayet etmiştir).

[2] Heysemi IX/167 (Taberani’den).

[3] Heysemi IX/169 (Taberani, Evsat’ında).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/91.

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

15/5/2007 - Hz. PEYGAMBER’İN ve SAHABİLERİNİN MÜSLÜMANLARA NASİHATTA BULUNMALARI

      

Hz. Peygamber ve ashâbının seferde ve hazerde insanlara va’z u nasihatlarda bulunup kendilerine verilen nasihatlardan ibret ve ders almamaları. Dünyanın aldatıcı lezzetlerinden yüz çevirip âhiret nimetlerine tâlib olmaları. Gözlerin yaşarmasına, kalblerin korkuyla dolmasına sebep olacak derecede güzel va’zlarda bulunup insanları Allah’ın azabından sakındırmaları. Onlar va’z u nasihatta bulundukları sırada oradakilerin âhiret ahvâlini gözleriyle görür gibi olmaları. Etkili öğütleriyle ümmet-i Muhammed’i, ellerinden tutup göklerin ve yerin yaratanına yöneltmeleri, gizli-açık her türlü çirkin can damarlarını koparmaları.

 

1. FASIL: Hz. PEYGAMBER’İN NASİHATLARI

      

Hz. Peygamber’in Ebu Zerr (r.a.)’a Nasihatta Bulunmaları

      

- Ebu Zerr (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’e

“Ey Allah’ın Rasûlü! İbrahim (a.s.)’ın sahifeleri nelerdi?” diye sordum.

“Nasihattan ibaretti” diyerek şu örnekleri verdiler: “Ey kullarıma musallat olup da gurura kapılan kral! Seni dünya malı toplayıp da bunları üstüste yığman için göndermedim; mazlumların hakkını alman ve onların beddualarının bana gelmesini engellemen (yani onlara zulmedilmesini önlemen) için gönderdim. Çünkü ben kâfir de olsa mazlumun bedduasını geri çevirmem. Akıllı bir insan zamanını Rabb’ine yalvarmak. nefsini hesaba çekmek, Allah’ın yarattıklarını ve sanatını tefekkür etmek, geçimini ve ihtiyaçlarını temin için çalışmakla geçirir. Akıllı insan âhireti, geçimi ve haram olmayan arzu ve lezzetleri temin için çalışır. Akıllı kişi zamanının kıymetini bilir, işlerini ona göre ayarlar, dilini korur. Konuşmasını amellerinden sayan insan kendisini ilgilendirmeyen konularda dilini tutar” Bunun üzerine

“Ey Allah’ın Rasûlü! Musa (r.a.)’ın sahifeleri nasıldı?” diye sordum.

“İbret verici şeylerden ibaretti. İşte ondan bir parça: ‘Ölüme yüzde yüz inanan bir insanın, nasıl sevinebildiğine hayret ediyorum. Cehenneme kesinkes inanan bir kişinin gülebilmesine hayret ediyorum. Kadere inandığı halde rızkı için kendisini yoranlara hayret ediyorum. Hiç kimseye yar olmadığını gördüğü halde dünyaya bel bağlayan kimselere hayret ediyorum. Kıyametteki hesaba inanıp da hazırlık yapmayan kimselere de hayret ediyorum”. Bu kez

“Ey Allah’ın Rasûlü! Bana tavsiyede bulununuz” dedim.

“Sana Allah korkusunu (takvayı) tavsiye ederim; çünkü o herşeyin başıdır, temelidir” buyurdular.

“Ey Allah’ın Rasûlü! Biraz daha” dedim. Bunun üzerine

“Kur’ân okumayı ve Allah’ı zikretmeyi hiç bir zaman ihmal etmemeni tavsiye ederim. Çünkü bu senin için yeryüzünde bir nur, göklerde ise zahire ve azıktır” dediler. Ben biraz daha artırmalarını istediğimde de

“Çok gülme; çünkü bu kalbi öldürür ve yüzdeki nuru giderir” buyurdular.  Ben yine daha fazlasını istedim. Bu kez

“Cihadı asla terketme; Çünkü bu ümmetimin ruhbanlığıdır” dediler.

“Ey Allah’ın Rasûlü! Daha fazla nasihat ediniz!” dedim.

“Uzun süre sükut edip konuşmamaya kendini alıştır; çünkü bu, şeytanı kovar ve dinini koruma hususunda sana yardımcı olur” buyurdular. Bir kez daha

“Ey Allah’ın Rasûlü! Nasihatınızı artırınız!” dedim.

“Fakirleri sev ve onlarla oturup kalkmayı sürdür” buyurdular.

“Ey Allah’ın Rasûlü! Biraz daha” dedim.

“Daima senden aşağılara bak; sakın senden daha üstün olanlara bakma! Çünkü Allah Teâlâ’nın üzerindeki nimetlerini küçümseyip hiçe sayman doğru değildir”. Biraz daha nasihat etmelerini istediğimde

“Acı da olsa daima hakkı söyle” buyurdular. Ben yine artırmalarını istedim. Bu kez

“Sende bulunan ayıplardan dolayı başkalarına atıp tutma. Senin işlediklerini işleyenlere buğzetme. Çünkü sende bulunan ayıpları görmeyip de aynı ayıplardan dolayı başkalarını kötülemen, işlediğin bir suçtan dolayı başkalarına kızman ayıp olarak sana kâfidir” buyurdular. Sonra da mübarek elleriyle göğsüme vurarak şunları söylediler:

“Ey Ebâ Zerr! Tedbir gibi akıl, yasaklardan sakınmak gibi takva ve güzel ahlak gibi şeref yoktur.”[1]

      


 

[1] Münzirî, Terğib III/473 (İbn Hibban, Sahih’inde ve Hâkim); Ebu Nuaym, Hilye I/66 (İbrahim b. Hişam tarikiyle); Kenz VIII/201 (Hasan b. Süfyan ve İbn Asâkir).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/253-254.

 

Hz. Peygamber’in Sahabilerine İnsanın Malı, Ailesi ve Amelleriyle Olan Durumlarıyla İlgili Bir Kıssa Anlatmaları

      

- Hz. Peygamber bir gün sahabilerine

“Herhangi birinizin ailesi, malı ve amelleriyle neye benzediğini biliyor musunuz?” diye sordular. Sahabiler de

“Allah ve O’nun Rasûlü daha iyi bilir” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdular:

“Sizin herhangi birinizin malı, ailesi ve amelleriyle olan meselesi şu üç kardeşli adamın meselesine benzer: Adamın birinin üç kardeşi vardı. Bu kişi vefat edeceği sırada kardeşlerinden birini çağırarak

“Gördüğün gibi artık ölüyorum. Aramızda bu kadar senelik bir kardeşlik vardır. Peki söyle bakalım bu kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?” dedi. Kardeşi de şunları söyledi:

“Hastalığın süresince sana bakar ve seni hiç yalnız bırakmam. Öldüğünde de seni yıkar, kefenler, kabrine varıncaya kadar tabutunu taşırım. Daha sonra da seni hayırla yâdeder ve soranlara methederim”. Bu kardeş, o kişinin ailesidir. Söyleyin bakalım bu kardeşi nasıl buluyorsunuz?”. Sahabiler

“Ey Allah’ın Rasûlü! Onu pek yararlı bir olarak görmüyoruz” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber sözlerini şöyle sürdürdüler:

“Ölüm döşeğinde yatmakta olan o kişi, ikinci kardeşini çağırarak ona

“Benim ölmek üzere olduğumu görüyorsun. Aramızda bunca senelik kardeşlik ve hukuk vardır. Bunun gereği olarak benim için ne yapacaksın?” dedi. O da

“Sana ancak diriler arasında bulunduğun sürece herhangi bir faydam dokunabilir. Öldüğünde yollarımız ayrılacak, sen başka bense daha başka bir yola gideceğiz. Bu durumda senin için ne yapabilirim?” cevabını verdi. İşte bu kardeşi de onun malıdır. Bu kardeşi nasıl buluyorsunuz?”. Sahabiler

“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz bunu da pek yararlı biri olarak görmüyoruz” dediler. Hz. Peygamber de devamla şunları söylediler:

“Ölüm döşeğindeki adam üçüncü kardeşine

“Görüyorsun ki ölüyorum. Ailemin ve sahip olduğum malımın verdikleri cevabı da duydun. Peki sen kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?” dedi. Üçüncü kardeşde şunları söyledi:

“Ben onlara benzemem. Kabre girdiğinde ve tek başına kaldığında sana yoldaşlık yaparım. Tartı ve hesap gününde terazinin hasenât (iyilikler) kefesini ağırlaştırırım”. Sahabiler buna

“Ey Allah’ın Rasûlü! O güzel bir kardeş ve iyi bir arkadaştır” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber

“İşte gerçek kardeş budur” buyurdular. O zaman Abdullah b. Kürz adlı sahabi kalkarak

“Ey Allah’ın Rasûlü! İzin verirseniz bu anlattıklarınızı şiirleştireyim” dedi. Hz. Peygamber de

“İzin veriyorum” buyurdular. Abdullah b. Kürz o geceyi evinde geçirerek ertesi gün o Hz. Peygamber’in huzuruna çıktı. Sahabiler de oraya topladılar. Abdullah şu şiiri okudu:

“Ben, ailesi, malı ve elleriyle yaptığı ameller olmak üzere üç kardeşi olan ve öleceği sırada onları çağırarak kendilerine şöyle diyen kişi gibiyim:

“Bugün başıma gelen şu çetin gün de bana yardımcı olunuz. Bu gün çok uzun ve korkunç bir ayrılığın başlangıcıdır. Bu konuda bana ne gibi bir yardımda bulunabilirsiniz?”. Bunun üzerine kardeşlerden biri şöyle dedi:

“Ben, hayatta olduğun sürece sana itaat eder ve her dediğini yaparım. Fakat ayrılık vakti geldiğinde senin için hiç birşey yapamam. Eğer benden birşey isteyeceksen şimdi istemelisin. Çünkü seninle birlikte gelecek olsam birçok tehlikelere atılmış olurum. Eğer gidecek olursan sakın beni arkanda bırakma. Ölmeden önce beni, halini islah etmek için harcamalısın”. İkinci kardeşse şunları söyledi:

“Ben seni cidden sever ve fazilet bakımından diğerlerinden üstün tutarım. Senin için yorulur ve sana nasihat ederim. Ancak ölüm geldiğinde senin için ona karşı koyamam; bu konuda elimden ağlamaktan başka birşey gelmez. Evet vefat ettiğinde hıçkıra hıçkıra ağlar, soran olduğunda seni överim. Cenazene katılıp diğerleriyle birlikte seni son ikametgahına kadar taşırım. Oraya yerleştiğinde evime geri dönerek sanki hiç bir şey olmamışcasına ve seninle aramızda dostluk ve kardeşlik yokmuşcasına işimin başına geçerim”. İşte bu kardeş o kişinin ailesidir, birincisi ise onun malıydı. Bu ikisinin ölen kişiye en ufak bir faydaları dokunmadı. Sıra üçüncü kardeşe geldiğinde o şunları söyledi:

“Ben senin için gerçek bir kardeşimdir. Korkunç ve tehlikeli anlarında benim gibi bir dost ve kardeş bulamazsın. Kabrinde seni yalnız bırakmam ve her türlü tehlikeye karşı savunurum. Kıyamet gününde hesaplar görülürken hasenâtını artırmak için terazinin kefesine otururum. Bunun için de sakın beni unutma ve kıymetimi bil. Çünkü ben senin için daima şefkatli ve seni hiç bir zaman mahcup etmeyecek bir nasihatçıyım”. İşte bu kardeşde insanın kendisi için önden gönderdiği salih amelleridir. İnsan yaptığı iyilikleri ahirette bulacaktır”. Bu şiiri dinleyen Hz. Peygamber ve onunla birlikte, orada bulunan sahabiler ağladılar. Daha sonraları müslümanlar Abdullah’ı yanlarına çağırtıp ona bu şiiri okutarak ağlarlardı.[1]


 

[1] Kenz VIII/124 (er-Ramhürmüzî, Emsâl’inde Hz. Âişe’den); İsâbe II/362 (Ca’fer el-Firyâbî, Kitâbu’l-Kunâ’da, İbn Ebî Âsım, el-Vahdân’da, İbn Şâhin, İbn Mendeh, es-Sahabe’de, İbn Ebi’d-Dünya, el-Kefâle’de; bunların tamamı Muhammed b. Abdilaziz ez-Zührî tarikiyle İbn Şihab’dan, o Urve’den, Urve de Hz. Âişe’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/254-256.

 

2. FASIL: MÜ’MİNLERİN EMÎRİ Hz. ÖMER’İN NASIHATLARI

      

Hz. Ömer’in Bir Kişiye Nasihatta Bulunması

      

- Hz. Ömer bir gün adamın birine şöyle nasihatta bulundu: ‘Diğer insanlarla meşgul olup da kendi nefsini unutma. Çünkü bunun zararı onları değil dönüp dolaşıp seni bulur. Her zaman için dengeli hareket et ve amaçsız birşey yapma; çünkü her yaptığın amel defterine yazılır. Bir kötülük işlediğinde arkasından hemen bir iyilik yap ki bu, işlemiş olduğun o kötülüğü silsin”.

- Hz. Ömer adamın birine şöyle nasihat etti: “Sana eziyet veren şeylerden uzak dur. Kendine iyi ve faydalı bir dost edin, ki böyle birisini çok nadir bulabilirsin. Bir iş yapacağın zaman, içlerinde Allah’tan korkan kimselerle istişarede bulun!”[1]


 

[1] Bu ve bundan önceki: Kenz VIII/208 (Sırasıyla: Dineveri’den; Beyhaki’den). Hayatü’s-Sahabe Cilt: 4; F:17.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/257.

 

Hz. Ömer’in Onsekiz Hikmet İçeren Bir Nasihatta Bulunması

      

- Hz. Ömer bir keresinde şu onsekiz şeyden bahsetti ki her biri bir hikmettir: “Bir kötülük yapmak suretiyle senin hakkında Allah’a isyan eden bir kişiyi, bir iyilik yapmak suretiyle kendisi hakkında Allah’a itaat etmekten daha büyük bir şekilde cezalandıramazsın. Kesin bir bilgiye sahip olmadığın sürece müslüman bir kardeşinin herhangi bir hareketini en güzeline hamlet. Bir müslüman kardeşinden duyduğun bir sözü elinden geldiğinde hayra yor. Kendisini töhmet altında bırakacak işler yapan kimse, kendisi hakkında sûizanda bulunup kötü şeyler düşünenleri kınamasın. Sırrını sakladığı sürece kişinin iradesi kendi elindedir. Doğru sözlü ve yaşayışlı arkadaşlarından ayrılma ve her zaman için onların gölgesinde yaşa; çünkü onlar senin için bollukta süs, darlıkta ise azıktırlar. Sonunda ölüm olduğunu bilsen de doğruluktan ayrılma. Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Olmayacak işler peşinde koşma, çünkü böyle birşey yararsız, boş bir uğraş olur. İhtiyacını yerine getirmek istemeyen kimseden hiç birşey isteme. Yalan yere yemin etmeyi küçümseme ki Allah Teâla seni bundan dolayı helak etmesin. Sakın fâcirlerle (kötülerle) arkadaşlık yapma ki sonra kötülüklerini öğrenirsin. Düşmanlarından uzak durduğun gibi Allah’tan korkmayan dostlarından da sakın; Çünkü O’ndan korkmayan kimse asla güvenilir birisi değildir. Kabirlerin yanından geçerken kork. Tâat gösterirken kendini hiç mesabesine indir. Günah işlerken âkıbetini düşün. Bir iş yaparken, içlerinden Allah’tan korkanlarla istişare et; çünkü Allah Teâlâ “Allah’tan, kulları içinde ancak alimler korkar” (Fâtır: 35/28 buyurmaktadır.”[1]

- Hz. Ömer bir keresinde birisine şu öğütte bulundu: “Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Düşmanlarından uzak durduğun gibi emin olmayan dostlarından da kendini koru. Emin kişilerse ancak Allah Teâlâ’dan korkan kişilerdir. Kötülük ögrenmek istemiyorsan kötülerle konuşma ve böylelerinin arkadaşlığından sakın. Kötü kimselere sırrını asla söyleme. İşlerinde, Allah’tan korkanlarla istişare et!”[2]


 

[1] Kenz VIII/235 (Hatib, İbn Asâkir ve İbnü’n-Neccâr, Said b. el-Müseyyeb’den).

[2] Ebu Nuaym, Hilye I/55 (Muhammed b. Şihab’dan).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/257-258.

 

Hz. Ömer’in “Erkekler ve Kadınlar Üç Çeşittir” Buyurması

      

- Hz. Ömer bir keresinde şöyle buyurdu: “Hem erkekler ve hem de kadınlar üç çeşittir: Bir kadın vardır ki müslüman, yumuşak huylu, doğurgan ve iffetlidir. Zamana ve hayatın zorluklarına karşı aile efradına yardımcı olur; ailesinin başına gelen kötülüklere karşı kor ki böyle bir kadın çok az bulunur. İkincisi sadece kap vazifesini görür ki onun çocuk doğurmaktan başka bir hüneri yoktur. Üçüncüsü ise kötü ahlaklı olanlardır ki Allah Teâlâ bunları kullarından dilediklerinin boynuna takar, sonra dilediğinde çıkarır. Aynı şekilde bir erkek vardır ki iffetli, yumuşak huylu, bilgili ve akıllıdır. Başına bir şey geldiğinde onun içinden çıkmasını bilir. İkincisi bir zorlukla karşılaştığında kendi gücüyle onun altından kalkmayan erkeklerdir. Böyleleri bu konuda bilgi ve tecrübe sahibi kimselerle istişarede bulunur ve onların önerileri doğrultusunda hareket eder. Üçüncüsü ise şaşkın ve bir hedefi olmayan erkeklerdir. Bunlar ne kendileri bir şey yapabilirler ve ne de kendilerine gösterilen yoldan giderler”[1]


 

[1] Kenz VIII/235 (İbn Ebî Şeybe, İbn Ebi’d-Dünya, Harâiti, Beyhaki ve İbn Asâkir, Semüre b. Cündüb’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/258.

 

Hz. Ömer’in Ahmef b. Kayıs’ a Nasihat Etmesi

      

- Ahmef b. Kays şöyle anlatıyor: Hz. Ömer bana şu nasihatta bulundu; “Çok güle