Hz. Peygamber ve ashâbının seferde ve hazerde insanlara va’z u nasihatlarda bulunup kendilerine verilen nasihatlardan ibret ve ders almamaları. Dünyanın aldatıcı lezzetlerinden yüz çevirip âhiret nimetlerine tâlib olmaları. Gözlerin yaşarmasına, kalblerin korkuyla dolmasına sebep olacak derecede güzel va’zlarda bulunup insanları Allah’ın azabından sakındırmaları. Onlar va’z u nasihatta bulundukları sırada oradakilerin âhiret ahvâlini gözleriyle görür gibi olmaları. Etkili öğütleriyle ümmet-i Muhammed’i, ellerinden tutup göklerin ve yerin yaratanına yöneltmeleri, gizli-açık her türlü çirkin can damarlarını koparmaları.
- Ebu Zerr (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’e
“Ey Allah’ın Rasûlü! İbrahim (a.s.)’ın sahifeleri nelerdi?” diye sordum.
“Nasihattan ibaretti” diyerek şu örnekleri verdiler: “Ey kullarıma musallat olup da gurura kapılan kral! Seni dünya malı toplayıp da bunları üstüste yığman için göndermedim; mazlumların hakkını alman ve onların beddualarının bana gelmesini engellemen (yani onlara zulmedilmesini önlemen) için gönderdim. Çünkü ben kâfir de olsa mazlumun bedduasını geri çevirmem. Akıllı bir insan zamanını Rabb’ine yalvarmak. nefsini hesaba çekmek, Allah’ın yarattıklarını ve sanatını tefekkür etmek, geçimini ve ihtiyaçlarını temin için çalışmakla geçirir. Akıllı insan âhireti, geçimi ve haram olmayan arzu ve lezzetleri temin için çalışır. Akıllı kişi zamanının kıymetini bilir, işlerini ona göre ayarlar, dilini korur. Konuşmasını amellerinden sayan insan kendisini ilgilendirmeyen konularda dilini tutar” Bunun üzerine
“Ey Allah’ın Rasûlü! Musa (r.a.)’ın sahifeleri nasıldı?” diye sordum.
“İbret verici şeylerden ibaretti. İşte ondan bir parça: ‘Ölüme yüzde yüz inanan bir insanın, nasıl sevinebildiğine hayret ediyorum. Cehenneme kesinkes inanan bir kişinin gülebilmesine hayret ediyorum. Kadere inandığı halde rızkı için kendisini yoranlara hayret ediyorum. Hiç kimseye yar olmadığını gördüğü halde dünyaya bel bağlayan kimselere hayret ediyorum. Kıyametteki hesaba inanıp da hazırlık yapmayan kimselere de hayret ediyorum”. Bu kez
“Ey Allah’ın Rasûlü! Bana tavsiyede bulununuz” dedim.
“Sana Allah korkusunu (takvayı) tavsiye ederim; çünkü o herşeyin başıdır, temelidir” buyurdular.
“Ey Allah’ın Rasûlü! Biraz daha” dedim. Bunun üzerine
“Kur’ân okumayı ve Allah’ı zikretmeyi hiç bir zaman ihmal etmemeni tavsiye ederim. Çünkü bu senin için yeryüzünde bir nur, göklerde ise zahire ve azıktır” dediler. Ben biraz daha artırmalarını istediğimde de
“Çok gülme; çünkü bu kalbi öldürür ve yüzdeki nuru giderir” buyurdular. Ben yine daha fazlasını istedim. Bu kez
“Cihadı asla terketme; Çünkü bu ümmetimin ruhbanlığıdır” dediler.
“Ey Allah’ın Rasûlü! Daha fazla nasihat ediniz!” dedim.
“Uzun süre sükut edip konuşmamaya kendini alıştır; çünkü bu, şeytanı kovar ve dinini koruma hususunda sana yardımcı olur” buyurdular. Bir kez daha
“Ey Allah’ın Rasûlü! Nasihatınızı artırınız!” dedim.
“Fakirleri sev ve onlarla oturup kalkmayı sürdür” buyurdular.
“Ey Allah’ın Rasûlü! Biraz daha” dedim.
“Daima senden aşağılara bak; sakın senden daha üstün olanlara bakma! Çünkü Allah Teâlâ’nın üzerindeki nimetlerini küçümseyip hiçe sayman doğru değildir”. Biraz daha nasihat etmelerini istediğimde
“Acı da olsa daima hakkı söyle” buyurdular. Ben yine artırmalarını istedim. Bu kez
“Sende bulunan ayıplardan dolayı başkalarına atıp tutma. Senin işlediklerini işleyenlere buğzetme. Çünkü sende bulunan ayıpları görmeyip de aynı ayıplardan dolayı başkalarını kötülemen, işlediğin bir suçtan dolayı başkalarına kızman ayıp olarak sana kâfidir” buyurdular. Sonra da mübarek elleriyle göğsüme vurarak şunları söylediler:
“Ey Ebâ Zerr! Tedbir gibi akıl, yasaklardan sakınmak gibi takva ve güzel ahlak gibi şeref yoktur.”
- Hz. Peygamber bir gün sahabilerine
“Herhangi birinizin ailesi, malı ve amelleriyle neye benzediğini biliyor musunuz?” diye sordular. Sahabiler de
“Allah ve O’nun Rasûlü daha iyi bilir” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdular:
“Sizin herhangi birinizin malı, ailesi ve amelleriyle olan meselesi şu üç kardeşli adamın meselesine benzer: Adamın birinin üç kardeşi vardı. Bu kişi vefat edeceği sırada kardeşlerinden birini çağırarak
“Gördüğün gibi artık ölüyorum. Aramızda bu kadar senelik bir kardeşlik vardır. Peki söyle bakalım bu kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?” dedi. Kardeşi de şunları söyledi:
“Hastalığın süresince sana bakar ve seni hiç yalnız bırakmam. Öldüğünde de seni yıkar, kefenler, kabrine varıncaya kadar tabutunu taşırım. Daha sonra da seni hayırla yâdeder ve soranlara methederim”. Bu kardeş, o kişinin ailesidir. Söyleyin bakalım bu kardeşi nasıl buluyorsunuz?”. Sahabiler
“Ey Allah’ın Rasûlü! Onu pek yararlı bir olarak görmüyoruz” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber sözlerini şöyle sürdürdüler:
“Ölüm döşeğinde yatmakta olan o kişi, ikinci kardeşini çağırarak ona
“Benim ölmek üzere olduğumu görüyorsun. Aramızda bunca senelik kardeşlik ve hukuk vardır. Bunun gereği olarak benim için ne yapacaksın?” dedi. O da
“Sana ancak diriler arasında bulunduğun sürece herhangi bir faydam dokunabilir. Öldüğünde yollarımız ayrılacak, sen başka bense daha başka bir yola gideceğiz. Bu durumda senin için ne yapabilirim?” cevabını verdi. İşte bu kardeşi de onun malıdır. Bu kardeşi nasıl buluyorsunuz?”. Sahabiler
“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz bunu da pek yararlı biri olarak görmüyoruz” dediler. Hz. Peygamber de devamla şunları söylediler:
“Ölüm döşeğindeki adam üçüncü kardeşine
“Görüyorsun ki ölüyorum. Ailemin ve sahip olduğum malımın verdikleri cevabı da duydun. Peki sen kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?” dedi. Üçüncü kardeşde şunları söyledi:
“Ben onlara benzemem. Kabre girdiğinde ve tek başına kaldığında sana yoldaşlık yaparım. Tartı ve hesap gününde terazinin hasenât (iyilikler) kefesini ağırlaştırırım”. Sahabiler buna
“Ey Allah’ın Rasûlü! O güzel bir kardeş ve iyi bir arkadaştır” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber
“İşte gerçek kardeş budur” buyurdular. O zaman Abdullah b. Kürz adlı sahabi kalkarak
“Ey Allah’ın Rasûlü! İzin verirseniz bu anlattıklarınızı şiirleştireyim” dedi. Hz. Peygamber de
“İzin veriyorum” buyurdular. Abdullah b. Kürz o geceyi evinde geçirerek ertesi gün o Hz. Peygamber’in huzuruna çıktı. Sahabiler de oraya topladılar. Abdullah şu şiiri okudu:
“Ben, ailesi, malı ve elleriyle yaptığı ameller olmak üzere üç kardeşi olan ve öleceği sırada onları çağırarak kendilerine şöyle diyen kişi gibiyim:
“Bugün başıma gelen şu çetin gün de bana yardımcı olunuz. Bu gün çok uzun ve korkunç bir ayrılığın başlangıcıdır. Bu konuda bana ne gibi bir yardımda bulunabilirsiniz?”. Bunun üzerine kardeşlerden biri şöyle dedi:
“Ben, hayatta olduğun sürece sana itaat eder ve her dediğini yaparım. Fakat ayrılık vakti geldiğinde senin için hiç birşey yapamam. Eğer benden birşey isteyeceksen şimdi istemelisin. Çünkü seninle birlikte gelecek olsam birçok tehlikelere atılmış olurum. Eğer gidecek olursan sakın beni arkanda bırakma. Ölmeden önce beni, halini islah etmek için harcamalısın”. İkinci kardeşse şunları söyledi:
“Ben seni cidden sever ve fazilet bakımından diğerlerinden üstün tutarım. Senin için yorulur ve sana nasihat ederim. Ancak ölüm geldiğinde senin için ona karşı koyamam; bu konuda elimden ağlamaktan başka birşey gelmez. Evet vefat ettiğinde hıçkıra hıçkıra ağlar, soran olduğunda seni överim. Cenazene katılıp diğerleriyle birlikte seni son ikametgahına kadar taşırım. Oraya yerleştiğinde evime geri dönerek sanki hiç bir şey olmamışcasına ve seninle aramızda dostluk ve kardeşlik yokmuşcasına işimin başına geçerim”. İşte bu kardeş o kişinin ailesidir, birincisi ise onun malıydı. Bu ikisinin ölen kişiye en ufak bir faydaları dokunmadı. Sıra üçüncü kardeşe geldiğinde o şunları söyledi:
“Ben senin için gerçek bir kardeşimdir. Korkunç ve tehlikeli anlarında benim gibi bir dost ve kardeş bulamazsın. Kabrinde seni yalnız bırakmam ve her türlü tehlikeye karşı savunurum. Kıyamet gününde hesaplar görülürken hasenâtını artırmak için terazinin kefesine otururum. Bunun için de sakın beni unutma ve kıymetimi bil. Çünkü ben senin için daima şefkatli ve seni hiç bir zaman mahcup etmeyecek bir nasihatçıyım”. İşte bu kardeşde insanın kendisi için önden gönderdiği salih amelleridir. İnsan yaptığı iyilikleri ahirette bulacaktır”. Bu şiiri dinleyen Hz. Peygamber ve onunla birlikte, orada bulunan sahabiler ağladılar. Daha sonraları müslümanlar Abdullah’ı yanlarına çağırtıp ona bu şiiri okutarak ağlarlardı.
- Hz. Ömer bir gün adamın birine şöyle nasihatta bulundu: ‘Diğer insanlarla meşgul olup da kendi nefsini unutma. Çünkü bunun zararı onları değil dönüp dolaşıp seni bulur. Her zaman için dengeli hareket et ve amaçsız birşey yapma; çünkü her yaptığın amel defterine yazılır. Bir kötülük işlediğinde arkasından hemen bir iyilik yap ki bu, işlemiş olduğun o kötülüğü silsin”.
- Hz. Ömer adamın birine şöyle nasihat etti: “Sana eziyet veren şeylerden uzak dur. Kendine iyi ve faydalı bir dost edin, ki böyle birisini çok nadir bulabilirsin. Bir iş yapacağın zaman, içlerinde Allah’tan korkan kimselerle istişarede bulun!”
- Hz. Ömer bir keresinde şu onsekiz şeyden bahsetti ki her biri bir hikmettir: “Bir kötülük yapmak suretiyle senin hakkında Allah’a isyan eden bir kişiyi, bir iyilik yapmak suretiyle kendisi hakkında Allah’a itaat etmekten daha büyük bir şekilde cezalandıramazsın. Kesin bir bilgiye sahip olmadığın sürece müslüman bir kardeşinin herhangi bir hareketini en güzeline hamlet. Bir müslüman kardeşinden duyduğun bir sözü elinden geldiğinde hayra yor. Kendisini töhmet altında bırakacak işler yapan kimse, kendisi hakkında sûizanda bulunup kötü şeyler düşünenleri kınamasın. Sırrını sakladığı sürece kişinin iradesi kendi elindedir. Doğru sözlü ve yaşayışlı arkadaşlarından ayrılma ve her zaman için onların gölgesinde yaşa; çünkü onlar senin için bollukta süs, darlıkta ise azıktırlar. Sonunda ölüm olduğunu bilsen de doğruluktan ayrılma. Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Olmayacak işler peşinde koşma, çünkü böyle birşey yararsız, boş bir uğraş olur. İhtiyacını yerine getirmek istemeyen kimseden hiç birşey isteme. Yalan yere yemin etmeyi küçümseme ki Allah Teâla seni bundan dolayı helak etmesin. Sakın fâcirlerle (kötülerle) arkadaşlık yapma ki sonra kötülüklerini öğrenirsin. Düşmanlarından uzak durduğun gibi Allah’tan korkmayan dostlarından da sakın; Çünkü O’ndan korkmayan kimse asla güvenilir birisi değildir. Kabirlerin yanından geçerken kork. Tâat gösterirken kendini hiç mesabesine indir. Günah işlerken âkıbetini düşün. Bir iş yaparken, içlerinden Allah’tan korkanlarla istişare et; çünkü Allah Teâlâ “Allah’tan, kulları içinde ancak alimler korkar” (Fâtır: 35/28 buyurmaktadır.”
- Hz. Ömer bir keresinde birisine şu öğütte bulundu: “Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. Düşmanlarından uzak durduğun gibi emin olmayan dostlarından da kendini koru. Emin kişilerse ancak Allah Teâlâ’dan korkan kişilerdir. Kötülük ögrenmek istemiyorsan kötülerle konuşma ve böylelerinin arkadaşlığından sakın. Kötü kimselere sırrını asla söyleme. İşlerinde, Allah’tan korkanlarla istişare et!”
- Hz. Ömer bir keresinde şöyle buyurdu: “Hem erkekler ve hem de kadınlar üç çeşittir: Bir kadın vardır ki müslüman, yumuşak huylu, doğurgan ve iffetlidir. Zamana ve hayatın zorluklarına karşı aile efradına yardımcı olur; ailesinin başına gelen kötülüklere karşı kor ki böyle bir kadın çok az bulunur. İkincisi sadece kap vazifesini görür ki onun çocuk doğurmaktan başka bir hüneri yoktur. Üçüncüsü ise kötü ahlaklı olanlardır ki Allah Teâlâ bunları kullarından dilediklerinin boynuna takar, sonra dilediğinde çıkarır. Aynı şekilde bir erkek vardır ki iffetli, yumuşak huylu, bilgili ve akıllıdır. Başına bir şey geldiğinde onun içinden çıkmasını bilir. İkincisi bir zorlukla karşılaştığında kendi gücüyle onun altından kalkmayan erkeklerdir. Böyleleri bu konuda bilgi ve tecrübe sahibi kimselerle istişarede bulunur ve onların önerileri doğrultusunda hareket eder. Üçüncüsü ise şaşkın ve bir hedefi olmayan erkeklerdir. Bunlar ne kendileri bir şey yapabilirler ve ne de kendilerine gösterilen yoldan giderler”
- Ahmef b. Kays şöyle anlatıyor: Hz. Ömer bana şu nasihatta bulundu; “Çok güle |